Sigara gibidir aşk..
Farketmeden tiryakisi olursun ama bir süre sonra zararlarını görüp bırakmak istersin, birden bırakırsın.. Nikotin çekildikçe damarlarından geri dönmek istersin.. Yakarsın bir tane daha.. İlk nefes rahatlatır, gevşetir, sonra birden başın döner.. Söndürürsün orada ama kokusu kalmıştır üzerinde..
Alışmaya çalışırsın onsuz günlere, alışkanlıkların zorlar seni, hayır başlamayacağım diye avutursun kendini.. zararı çok.. Ama olmuşsundur bir kere tiryakisi bırakılır mı öyle hemen.. Uzaktan kokusu hoş gelir, yine yakarsın başa dönersin.. ama içmeye korkarsın.. Söndüreceğini bile bile..
Başlarsın çok vakit geçmeden tekrar.. Sonra dökersin mısralarına..
Sigara gibi davran bana,
Bu son diye söndür,
Sonra dayanamayıp tekrar yak,
Çek içine öyle derin...
08 Mayıs 2008 Perşembe
05 Mayıs 2008 Pazartesi
Bağlanmak..
İlişik yaşayacaksın bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. “o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin. Demeyeceksin işte, yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini… Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. sahiplenmeyeceksin o kadar. senin değillermiş gibi davranacaksın. hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları… mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. “o benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin… Mesela gökkuşağı senin olacak. ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.. Ucundan tutarak...
Can YÜCEL
Çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini… Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. sahiplenmeyeceksin o kadar. senin değillermiş gibi davranacaksın. hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları… mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. “o benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin… Mesela gökkuşağı senin olacak. ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.. Ucundan tutarak...
Can YÜCEL
02 Mayıs 2008 Cuma
Terkediş..
Gidiyorum sevgili, kendimden uzaklara,
Hiç kimsenin seni sevemeyeceği yere,
Hayatla bi oyun oynadım, sen kaybettin..
Sevişmelerimizi hatırlayıp gidiyorum sevgili,
Dokunmanın, hissetmenin olmadığı yere,
Ellerimden kayıp gittin, sen kaybettin..
Hüzünlerimide yanıma alıp gidiyorum sevgili,
Acıları keşfetmenin olmadığı yere,
Gözlerimden kayıp gittin, sen kaybettin..
Sevinçlerimide alıp gidiyorum sevgili,
Mutluluğun tadılmadığı yere,
Kalbimden düştün, sen kaybettin..
Hayatından çekip gidiyorum sevgili,
sevilmenin ne olduğu bilinmeyen yere,
Sen sevdin, sen kaybettin, ben öldüm...
Hiç kimsenin seni sevemeyeceği yere,
Hayatla bi oyun oynadım, sen kaybettin..
Sevişmelerimizi hatırlayıp gidiyorum sevgili,
Dokunmanın, hissetmenin olmadığı yere,
Ellerimden kayıp gittin, sen kaybettin..
Hüzünlerimide yanıma alıp gidiyorum sevgili,
Acıları keşfetmenin olmadığı yere,
Gözlerimden kayıp gittin, sen kaybettin..
Sevinçlerimide alıp gidiyorum sevgili,
Mutluluğun tadılmadığı yere,
Kalbimden düştün, sen kaybettin..
Hayatından çekip gidiyorum sevgili,
sevilmenin ne olduğu bilinmeyen yere,
Sen sevdin, sen kaybettin, ben öldüm...
Hayatla röportaj..
Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.'
-Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?'
-'Zamanın var mı?'
Gülümsedi..
-'Benim zamanım Sonsuzluk' , 'Ne sorular var yüreğinde?''
-İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?'
Hayat yanıt verdi.
'Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili endişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar.
'Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım.
Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.Hayat yanıtladı.
'Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim.''Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularını nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim.'Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.
'Söylediklerimi yüreğine kaydet' dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim.
-'Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren'.
Yüreğim kuş gibi hafiflemişti.
-'Son bir soru daha, 'Benden ne istiyorsun?
'Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı ve Hayat yanıtladı.
-'Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. Ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil.'
ALınTıdır..
-Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?'
-'Zamanın var mı?'
Gülümsedi..
-'Benim zamanım Sonsuzluk' , 'Ne sorular var yüreğinde?''
-İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?'
Hayat yanıt verdi.
'Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili endişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar.
'Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım.
Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.Hayat yanıtladı.
'Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim.''Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularını nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim.'Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.
'Söylediklerimi yüreğine kaydet' dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim.
-'Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren'.
Yüreğim kuş gibi hafiflemişti.
-'Son bir soru daha, 'Benden ne istiyorsun?
'Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı ve Hayat yanıtladı.
-'Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. Ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil.'
ALınTıdır..
Dönüşüm..
Artık çıkmalı kapalı kapılar ardından..
Tıpkı Franz KAFKA' nın "Dönüşüm" isimli kitabında bahsettiği böcek gibi hissederken bir müzikle çıkmalı kapalı kapılar ardından.. Kaygılara eşlik eden iç süreçleri, gerçekte bu izlenimi veren durumlarını atlatmalı korkmadan..
Tıpkı Franz KAFKA' nın "Dönüşüm" isimli kitabında bahsettiği böcek gibi hissederken bir müzikle çıkmalı kapalı kapılar ardından.. Kaygılara eşlik eden iç süreçleri, gerçekte bu izlenimi veren durumlarını atlatmalı korkmadan..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
