23 Kasım 2007 Cuma

Gidişlere..




Üşüyen gözlerinle geldin yanıma... Kanlı bir denizde nereye gittiği bilinmeyen siyah bir yelkenliydi gözlerin... İsyan üşür mü? Gözlerinde üşüyordu... Düşümdün sen benim... Düşlerim gözlerinde üşüyordu... Kısacık, dar vakitler sunulmuştu bize... İki kişinin yan yana bile yürüyemeyeceği dar sokaklar sunulmuştu... Kime dokunsak mutsuzluk artıyordu... Kime sarılsak biraz daha içine gömülürdü o yaralı kalplerimiz... Çok istesem de biliyordum sana dokunamayacağımı... Nereye gidebilirdik ki onca mutsuzluğu ardımızda bırakarak... Kim bizi kabul edebilirdi ki durmadan çoğalan ve yasak tanımayan onca acımızla... Biraz önce geldim yaşadığın o taşra kentinden... Öyle konuşkandı ki sessizliğin... Yol boyunca suskunluğunla konuştum... Yol boyunca üşüyen gözlerinle... Beni öyle üzdün ki, artık başka hiçbir şeye üzülmüyorum... Beni öyle yaraladın ki arttık korkmuyorum hayattan... Eve geldikten sonra hiç bir şey yapmadım... Oysa ben bir iş yapmayınca suçluluk duyarım. Duymadım... Telefonlara cevap vermedim... Akşama doğru dışarıya çıktım, köşedeki bakkala gidip rakı, bira, çerez, yoğurt ve ekmek aldım... Eve dönerken köşe başında bekleyen adamlar laf attı bana... Benim evim uçurum sokaklarının tam ortasında... Burada yarın ne olacağı belli olmaz... Bir öfke dipten dibe çoğalır... Rahatsız olmadım bana atılan laflardan... Ne yapabilirler ki bana... Senden sonra, senin gözlerinden sonra bana kim ne yapabilir ki... Gülümsedim onlara... Onlarda seni gördüm çünkü... Onlarda üşüyen isyanını gördüm çünkü... Rezil bir şey bu aşk... İnsana düşmanını bile sevdiriyor... Rezil bir acıma duygusu bu aşk... Kime dokunsam seni hatırlatıyor... Çünkü varlığından geliyorum ben... Her şeyi bilince rezilliğini bile seviyor, en aşağılık zaaflarını bile seviyor... En karanlık, en ürkütücü yanlarını bile... Çünkü senden koptum ben... Senin o üşüyen ve hep kanlı gözlerinden... Şimdi koptum tüm oyunlardan... Yağmurun altında unutulmuş bir sandalye gibiyim... Bu oyunda kolayı seçtim ben: Terk edilen oldum... Seni onca kalabalığın arasında bir başına bırakıp geriye çekildim... Seni bütün kuralların, bütün o boğucu alışkanlıkların ortasında bırakıp geri çekildim... Ben trajediyi aldım, sana esaret dolu ve o boğucu huzuru bıraktım... Ben, beni benden iyi tanıyan o dost yalnızlığı aldım yanıma... Sana karşı ne kadar iyi kalpli ve sevecen olsalar seni gerçekten tanımadıkları için sevgileriyle seni durmadan boğan insanları bıraktım sana... Ben hayatın dışındayım... Bana kimse bir şey yapamaz... Sense hayatın içinde kaldın... Bu aşk hiç kirlenmesin, hiç tükenmesin diye o kanlı, o üşüyen gözlerinle hayatın tam ortasında kaldın... Hangimiz daha çok korkaktık... Bu rolleri kim niye seçti, inan tam olarak bilmiyorum... Hem kimi suçlayabilirim ki... Ben bir başkasıysam sen kimsin ki... Hem kimse kendi yerinde değil ki... Biliyorum, sırlarını ve o kimseye benzemeyen kalbini sonsuza dek saklamam için benim olmadın da hayatın oldun... Biliyorum sevgili, aşkın kirlenmesin, diye, sen hayatını mahvettin... Hem benden başka kimin var ki senin... İşte bu yüzden benim olmadın... Bana büyük, bana sonu gelmeyen bir ayrılık hediye ettin... Bana beni bıraktın sen hayatta kaldın... Yarın evleniyorsun... Yarın hayatının sana kalan en gizli parçalarını bile seni hiç tanımayan insana sunacaksın... Hazırsın buna... Yarın dünyanın en güzel, en çekici hayaleti olarak onun önüne çıkacaksın... Ama yine de dokunamayacak o saklı güzelliğine, sen ona güzelliğini sundukça dokunamayacak asıl kalbine... Belki bir an aşkına ihanet ettiğini düşüneceksin... Bir an için zayıfladığını düşünecek, her şey bitti sanacaksın... İşte o an ben geleceğim aklına... İçinin o en zayıfladığı anda... Sen kaybolursan benimde kaybolacağım, sen bir başkası olursan ömrün boyunca benim bir daha asla kendimi bulamayacağım gelecek aklına... İşte o an düşlere kaçacaksın... Ömrünün en uzun düşlerine... Ben nasıl hayatın dışına atıldımsa, sen de gerçeğin tam ortasında düşlere sürgün edeceksin kendini... Yaşadığın gerçek sana öyle anlamsız, öyle yabancı, öyle boş gelecek ki, kim olduğunu, ne olduğunu ve yitirdiğin her şeyi düşlerle arayacaksın... Düşlerinde nasılım inan bilmiyorum... Ama gerçekler seni nasıl kanatıyor, onu hissediyorum... Gerçeklerin düşlerine akıttığı o kanı öpmek isterdim hep... Yarın size evliliğinizi kutlamak için yakınlarınız, eş, dost gelecek... Gelenler oynadığınız bu oyuna gerçekten inanıp inanmadığınızı anlamak için durmadan sorgulayacaklar sizi... Size inanırlarsa kendi hayatlarında olan o eksik inançları biraz daha güçlenecek... Kendi hayatlarının sağlamasını size bakıp yapacaklar... Oysa herkes zavallı... Herkes kendisine tutunacak bir dal arıyor... Herkes yenik herkes tutsak... Onların senin sığındığın düşlerinden haberleri bile yok... Ve sen öyle inceydin ki sığındığın düşlerin için bile onlara karşı suçluluk duyardın... Onların bu hayattan başka bir yeri özleyecek sezgileri bile yok... Bu yüzden sen sezgilerinden bile utanırdın... Bu yüzden benimle buluşmak için sığındığın düşlerinden bile utanırdın... Yarın size konuklarınız gelecek... Biliyorum, onlara hiçbir şey belli etmeyeceksin... Bu evlilik yürür mü yürümez mi, diye bakacaklar gözlerine, odanıza, pencerelerinize, bükülen dizlerine... Önlerine mutfakta, dolapta ne varsa sunacaksınız... Ama yine de onca sesin ortasında, ansızın bir sessizlik olacak... Bir anlık bir sessizlik... Onlar bu sessizlikten bile bir anlam çıkarmaya çalışacaklar... Bu hayatın suçu olan bu sessizliği bozmak bile bir tek sana düşecek... Bir şey yok diyeceksin, oradaki herkese, bir şey yok, geldi, geçti işte, bir şey yok... Hayatın o korkunç boşluğunu ve anlamsızlığını gizlemek yine sana düşecek...
Bu suçluluk, bu incelik niye sevgili, söylesene... Baksana, herkes bize karşı... Baksana bu hayatta bize hiçbir şey yok, hiçbir şans... Söyle sevgili öyleyse niye korkup çekiniyoruz ki onlardan... Onlar için yokuz ki zaten, hiç olmadı ki... Baksana bizim varlığımızdan bile haberleri yok... Ama yinede biz onlar için yaşıyoruz sevgili... Seni yeni evinizde bir Pazar günü güneşten kızarmış perdelerin arkasında düşünüyorum: Dizelerim geçiyor aklından: Pazar günü içinizin sıkılması ne kötü...Ne kötü sararmış perdeler,gizli aşk,televizyon taksitleri....Hem kocan bile anlıyormuş artık seni...Ve yıllardır o uzun öğle sonraları....Pazar günü içinizin sıkılması ne kötü;ne kötü yağlı saçlar,takıntılar...Ruhumda kanadı kırık bir kartal,kurumuş düş kanatları...Oysa geç kaldım ,yoruldum,-karıştırdım birbirine yalnızlıklarla kadınları...Artık bir başka iklimde üşüyorum... Bir boşluk dalgası bu hayat... Bu birbirini takip eden döküntü günler... Her geçen gün sana olan özlemim büyür... Sen hayatın içinde kaldın, bana sokakları verdin, bana kimsesizliği, bana hiçbir şeye ait olmamayı verdin... Sen hayatın içinde kaldın, bana çıldırasıya seni özlemeyi bıraktın... Nereye gideceğimi bilmiyorum... Gözlerim hep yukarda... Göçmen kuşlara akıyorum... Telefon, telgraf tellerine... Gökyüzüne bakıyorum... Karşılıksız ne kadar acı varsa hepsine bakıyorum... Nerde sığındığın düşlerin sevgili, nereye sakladın yaşanmamış onca çocukluğumu, nereye sakladın onca temiz aşkımı... Korkun ne zaman bitecek, ne zaman başlayacak hayatımız... Çünkü gidecek başka bir yerim yok... Sokağında geziniyorum... Dünyanın en abdal, dünyanın en çağdaş kölesiyim... Hiç umudum yok gerçeğimden... Ömrümle oynuyorum ben... Biri çıksın beni sonuna dek yıksın istiyorum... Ben senin ruhunu evinize gelen misafirlere çay ve içki sunan ellerinde aramak zorunda mıyım? En fazla ne kadar yıkabilirim ki kendimi, görmüyor musun yaşadığın kenti, görmüyor musun her yer ne kadar ıssız... Her yer ne kadar yalancı... Burada herkes benimle ilgili, herkes yaşımla ilgileniyor, bazıları anlımdaki o derin çizgilere dokunuyor... Burada herkes benim gibi hayatın dışında, hepsinin elinde bir saz, hepsi yolunu kaybetmiş, hepsi abdal... Seni öyle çok anlattım ki onlara, küçümsemek ne kelime,(buradakilerin hepsi âşık sana)... Her gökyüzü burada, her telefon, her telgraf telleri, her yer burada hayatın dışı... Dünyanın en yabancı sesiyle konuşursun evine gelen misafirlerinle... Seni tanımasınlar diye bu güne dek dünyada hiç var olmamış bir incelikle hizmet ediyorsun onlara... Kırmasınlar diye en sıradan, en boş şeyleri konuşursun onlarla... Dizlerini hafif kırarak... Canım sevgilim hayatın kovulduğum en dip, en derin mahzenlerinde seni öyle özlüyorum ki, ruhunu sadece ruhunla değil, ruhunu her yerinde, o yırtık kotunda, o acemi ellerinde, o çocuksu çoraplarında, o korkusu hemen ele veren teninde arıyorum... Çok uzağında değilim, ne olur bir kez bak, oturduğunuz gökdelenin aşağısına bak... Orada küçük bir kulübe göreceksin... Orada bana benzeyen birçok adam var... Hepsi âşık, hepsi yolunu kaybetmiş... Bir kez unut misafirlerini, kocanı... O tahta kulübeye... Orada ömrünü senden habersiz, sana rağmen yazan birini göreceksin... Onca sana benzeyen arasında beni göreceksin... Gözlerine bakınca seni ağlatabilecek birini göreceksin... Benim o kimsesiz gözlerimde aşkının ne kadar yalnız, aşkının ne denli başıboş olduğunu göreceksin... Hayatı seviyorum, eksik bir şey var, daha yaşamak istiyorum, desem ne olur... Hayat kirli, hayat güvenilmez, kime güvenip yola çıkacaksın ki... Beni istediğin gibi yargılayabilirsin... Söylediğin her söz aklımda kalır... Beni sevdiğini söyle, bildiğim her şeyi o an unutabilirim... Beni sevdiğini söyle senin için gördüğüm bütün düşlerimden vazgeçerim... Hem bir gün bakarsın ki çok sevdiğin ve ömrünü sakladığın o kulübe yanmaya başlar... Yanar orada tüm kardeşlerin, tüm abdallar, sırrını fısıldadığın herkes... Hayatın bir sonu var sevgili... Tanrı buna ne yapabilir. Öyleyse bir kez de ona soralım... Bir aşkı gün yüzüne çıkarmak bu kadar zor mu Tanrım... Söyle Tanrım... Onun aşkı hayatın tam ortasında, benimse düşlerimin en saklı derininde... Onun gözleri durmadan üşüyor... O nereye gitse hep fazla, ben nereye gitsem hep eksiğim...Peki öyleyse bu dünyayı sen niye yarattın Tanrım!.....

Cezmi ERSÖZ - Üşüyen Gözlerinle Geldin Yanıma...

11 Kasım 2007 Pazar

Bavul



Herşeyi aldın mı?
Hazırsan durma!..




Bekleyiş..

Yaşam haklarımız alınıyor düşlerimizde
geceye uyanıyoruz bir sızı içinde
kayboluyoruz karanlık hayallerde
düşmekten korkarken içimizde
kopartıp atılıyoruz bir bilet gibi..

Umutlar geliyor bizi almaya
ama hüzünler çıkıyor raydan
sevinçler ezilliyor dağılıyor dört bir yana
biz olmaya çalıştığımız anda
kana bulanıyor sevgimiz..

Gözyaşlarıyla yıkamaya çalışıyoruz
bulaşıyor kalbimizin her yönüne
kaçmaya çalışıyoruz bedenlerimizden
yapışıyor dizlerimize sevdamız..

Basamıyoruz mutluluklarımızın üzerine
ezip geçemiyoruz anılarımızı
bir şişede içmeye başlıyoruz dertlerimizi
çarpılıyoruz tekrar aşkın sonsuzluğuna..

Düşlerimizde aydınlanıyor gözlerimiz
uyanıyoruz en güzellere doğru
ellerimizi tutmak varken
kalblerimizi sıkıyoruz..

Boğuluyoruz günlerce düşüncelerimizde
cümlelerde boğuyoruz birbirimizi
sona koymak varken başa koyuyoruz noktalarımızı
kendi içimizde vuruyoruz birbirimizi..

Kapılar sonuna dek açıkken
kapalı kapılar ardında bekliyoruz
gündüzleri biz olmaya çalışırken
geceleri yok oluyoruz..

Dönüş..

Olmak istedikleri qibi mi olmalıydık..
Şartlarına, koşullarına uygun mu yaşamalıydık..

Onlar herşeyi biliyorlarmıydı ki biz onlar qibi olmalıydık..
Mutluluk kawramını qerçekten istedik mi?..

Bu sistemde varolmak için uymak zorundaydık, öyle mi?
Karşı çıktığımız belki de uğruna savaşılan değerlere uymak zorundayız artık..

Çünkü yorulduk..Çünkü büyüdük..

Umut..

Gidişin vardı gözlerimin önünde..
Kapıyı çarptığın o an sadece,
kapatmadan önceki bakışın..

Dizlerimin üzerine yığıldım sessizce..
İçimde garip bir ağrı vardı sadece..
Ağlayamıyordum gülemiyordum..
Sessizce akan yaşlar vardı yanaklarımda..
Ama sen hiçbirini bilmiyordun..

Sölediğim bi kaç kelime kalmıştı aklında sadece..
İçimdeydin sökemiyordum seni..
Biliyordum tekrar biz olamayacağımızı..
Ama son bi kez de olsa seni görmek geliyordu içimden..

Gidiyorsun işte sonunda,
sonunda istediğin o büyük umutlarına..
Arkanda neler bıraktığını bilmeden..

Tükeniş..

Geceyi söndürdün üzerimde yine, geceleri söndürdüğün sigaralar gibi..
Seni öldürmekten korktuğum anda sen son darbeyi vurdun..
Kaybolurken elimden tuttuğunu sandığım sen, beni öldürmeyi seçtin..
Belki ben kendim hazırladım sonumu ve yanımda senide sürükledim..
Martıların acı sesleri vurdu kulağıma..Başımı çevirmek istedim,
seni görmek için, ama çeviremedim..Bir koku duydum ama, sen değildin bu..
Sadece yalnızlığım yosun kokuyordu..Işıklar geceye vururken, geceler yalnızlığıma vuruyordu..
Işıkla göründü gölgem, hareketsiz..bir ceset gibi duruyordu önümde..
Gözlerimi kapattım sessizliğe..Rüyalara

Düşüş..

Kuruttum yine denizlerimi..
Kuraklığım qeçer mi bir gün..
Kaldım yalnızlık mevsiminde yine..
Ne güneş doğdu, ne fırtınalar dindi..
Hüzünler içime aktı hep mazgallardan..
Uçurumlarla vedalaştım, son bulduğum

Beklenti..

Sorular istemedim ki ben cevaplar vereyim,
Sorunlar istemedim ki ben çözümler bulayım,
Beklentim olmadı ki hiç tavır alayım,
Rüya görmek istedim sadece,
gözlerim açıkken
Tebessüm..

Çığlıklar dönüyor yine martı seslerine sığınarak..
Bakışlar huzurunu yitiriyor,ağdaki balıklar gibi..
Geliyor yine burnuma,yanık yürek kokuları..
Yanaklardan süzülüyor,kaçışlardaki lodoslar..
Soğuk soğuk vuruyor kulaklarıma dalgalar..
Beyaz bir liman görünüyor;
Liman fırtına..
Fırtına tebessüm..
Tebessüm SEN oluyor

Sezqi..

Neden akar içime boşluklar..
Neden yaşamın dirençsizlikleri dolar yüreğime..
Duymak istemez geceler, qündüzlerin kalabalıklığını..
Dinle dersin bir kere;
duymak gelmez bakışlarında ki esaretli öfkelerin,
anlamlarından başka bir şey kulaklarına..
Çınlarsın kendi beyninde yine..
Yüreğine farklı bir ağrı daha akar gecenin damlalarından..

Fısıldamalar..

Ruhum fısıldıyor yine..
Beynimde oluşan kara bulutlar,
yanağımda yağıyor sessiz sessiz..
Görülmüyor dışarıdan, çözülemiyor içeriden..
Kopuyor fırtınalar içimde anlaşılmadan..
Direniyor rüzgarlara anlamsız bakışlar..
Ne dudaklarım kalbime,
ne kalbim dudaklarıma dökülüyor..
Oluşan her bir sözcük, ağır bir yara sanki..
Söylenmeden kanıyor tek tek..
Sonra kabuklar çatlıyor birer birer..
Taşımıyor bedenim, sel oluyor her düşünce..
Kabuklaşmış çatlaklardan sızıyor dumanlar..
Ne ben kalıyorum geriye..
Ne de ruhum..

An'lık..

Seni qördüm rüyamda buqün;
Yüzüyordum içinde sessizce..
Bir yunus qibi dolaşıyordum,
Huzurlu ve mutlu..
Oyunlar yapıyordum sana,
Sadece qamzelerini qörebilmek için..
Hızlı hızlı atlıyordum su üzerinde,
Gözlerine daha derin dalabilmek için

Hüzün..

Ve yine uzanıyorum tabutuma sessizce..
Kefenimi çekiyorum üzerime,
qörünmeyen yaraları kapatmak için..
Tek tek açılıyor kaybolmuş yaralar üzerindeki tuz taneleriyle..
Ağıtlar yakılıyor adıma bir yerlerde..
Duymuyorum senden başkasını..
Açılmıyor qözlerim senden başkasına..
Kapatıyorsun sıcacık ellerinle qözlerimi..
Sonsuz rüyalarım da topladığım çiçeklerle beraber...

Hiçlik..

Yüreğimi ıslattı beyaz qecelerden süzülen kara bulutlar..
Anlamlı kılınan tüm qüzellikleri aldı qötürdü,
sel edasıyla varılacak yeni qüne..
Zayıflattı adımları hüzünlü basamaklar,
enqellenmiş bakışlar yardımıyla..
Hafif bi uğultuyla qeldiği qibi qönderdi rüzgar..
Sormadı..Tartışmadı..Anlatmadı..
yaprak düştü yere..yer kayboldu...

Özleyiş..

Anılara dalar qiderdim,Her seni qülümseyişimde..
Mutluluk kokardı tüm qörünürlüğün,qözlerimde..
Uçardım qüvercinlerin kanatlarında,sana doğru düşlerle..
Sıcak uykulara dalardım çikolata tadında..
Ruhunla beslenirdim, beyaz bahçelerde uçuşan kızıl saçlarınla,
Güneşle beslendiğim qibi...

Özlem nehri..

Gecenin gölgeleriydi seni düşündüren..
Ayak seslerinde duyduğum sen,
Sanki her an geleceksin gibi,
Ruhumda hissettiğim sıcaklığınla..
Sen odaklı şimdi tüm duyularım..
Her an sıcaklığını hissetmeye ait bedenim,
Kayaları ıslatan denizler misali bekler gözlerimde

Kaybolmak Sende...

Uçuşurdum saçlarında,
Düşerdim yanaklarına,
Sel olup akardım gözlerinde,
Kaybolup qiderdim düşlerinde,
Duman olup girerdim içine,
Yerleşirdim kalbine,
Direnirdim umutsuzluğa,
Çıkmamak için sözlerinden

İhtiyaç..
Bilmiyorum neden hayatı böylesine düşlerde yaşıyorum neden haykıramıyorm neden hep beni tutan engeller birikiyor ya da biriktiyorum önümde..kendimi neden hırlayan dişlerini gösteren ve aynı zamanda şefkat bekleyen bir köpek gibi hissediyorum..bugün sigara içerken karşı pencerede gördüm bana el sallayan çocuğu, utandım kendimdem..o çocuğun karşısında böyle durmaktan..korktum duygularımı anlatamadım..sigaramı sakladım..üzdüm onu sanırım, o saf temiz kalbi..bu beni daha da korkutuyor.. ve korkuyorum üzmekten artık.. o gün konserde bile düşündüm saatlerce.. hiç bir şey zevk vermedi bana.. oysa ki ben konserlerden,eğlencelerden, birlikteliklerden zevk alırdım..yalnız hissettim kendimi veya yalnızlığa teslim ettim kendimi.. adını sayıkladım düşüncelerim de.. hep seni andım.. qülümsedim.. korkularım, düşüncelerim susturdu beni.. bugün dedin ya ihtiyacın olduğunda.. aslında hep ihtiyacım var.. bu pusu kurmuş yaşamda ihtiyacım var sana,paylaşmaya..
22.Ocak.07

Bitsin artık..

Ne zaman bitecek bu hayat,
ne zaman bitecek bu iradesizlik,
batan her güneş sonrası yaşanan bu huzursuzluk,
hiç bitmeyen bu iç kanama,
ve gittikçe tükenen bu aşk..
Her sözde kırbaçlanan bu beden
daha ne kadar dayanacak
ve limitini ne zaman dolduracak..
Bakışların ardında gizlenen sahte
gülümsemeler ne zaman sona erecek..
Senaryoları yazanlar reyting kaygısını
umursamadan bu hayatlerı ne zaman bitirecek..
Hadi bitirin şunu yoksa.. artık size gerek kalmayacak

11.Aralık.04

Hayat..

hayat gelip geçiyor,
yarını yakalayamadan,
dünü yaşamadan..
qeçmişten pişman olurken,
yarına korkuyla bakıyorum aşktan yana..
onu qörüyorum o da beni,
ama sorunlar sürekli düşüncem..
kalbim çarparken,beynim durdurmaya çalışıyor..
kalbimmi yoksa aklım mı?,yine sorular düşünceler..
düşüncelerimi seçmekten sıkılıyorum..
çünkü yalnızlıktan sıkılıyorum..
düşünmekten sıkılıyorum,ama olmuyor..
çünkü onu düşünmeden yapamıyorum..
hayaller ve düşünceler qece yine sıkıyor kalbimi..
düğümlenirken boğazım,düşüncelerim düşünmemi enqelliyor..
kendi içimde çelişkiliyim..
hayatta olduğum qibi...

25.Ağustor.05

anlama[ma]k

uzaklaşmıştım düne kadar,bugünde hiç aklımda yoktu..
gelen telefon sonucu o yine aklıma girdi..ben hayallere..
werdiğim sözleri tutamaz oldum artık..içimi kemirmeye
başlıyor düşünceler..kelimeler birer birer matrix efekti
verilmişcesine kayıyor gözlerimin önünden..gözlerim
doluyor ama düşecek tek bir damla bulunamıyor..
dağıtmalısın, dağılmamalısın diyor biri..etrafa
bakıyorum kimse konuşmuyor..zaman hızla geçior
ama hissetire hissettire..tik tak tik tak..sesler yine
kulağımı tırmalıyor..başarabilirsin..bilmediğim
tanımadığım hissetmediğim biri birşeyler anlatmaya
çalışıyor..ben ise anlamamaya........

11.Aralık.04

Gidişler

Bırakıp gitmek alışkındı bana
Sık sık terkederlerdi beni
Belki de haklıydılar
Ne özelliğim vardı ki boş gözlerimden başka
Bakardım arkalarından hep
Kapıyı yavaşça çekti ama bu sefer
ağır bir dönüşle bana baktıktan sonra...

Geçmişe dair güncellemeler
1

Yeniden gelirdi tatlı gülümsemesiyle
Bana yaklaşmaya çalışırdı.
Oysa ki ben ona yaklaşmaya çalışıyordum
Hiç kaçırmazdı o güzel gözleri
Ben benden kaçarken
Söyleyemedim.. Söyleyemedik..
Şimdi karşımda boş sandalyesiyle..

2

Gitmeler üzerineydi düşüncelerin hep
ve bir sihirbaz gibi yok olmalardı
Ama ne gidebiliyor ne de kayboluyordum
Kendi içimden başka hiçbir yere gidemedim
Kayboldum sadece varoluşlarımda
Kimse bulamadı beni orada...

3

Kaleler içinden bakardım
Yaşama dair güzelliklere
Göremedim bendeki acıları
Ne zaman ki;
Kale öldü, ben düştüm..
Sen düştün, ben öldüm...
Ben öldüm, kale düştü
Sen hayatta kaldın...
4

Öylesine nefret ve kin doluyum ki yaşama ve öyle bir savaş veriyordum ki hayata beni boşluk yaparak ödüllendirdiler। Ödülümü aldım, yanımdan hiç ayırmadan yaşamaya başladım. Dolaştığım her yerde girip çıktığım tüm dükkanlarda, baktığım tüm gözlerde bu büyük ödülü gördüm॥ Hem de tüm mutluluk veren heycanlarla birlikte... Umursamadım.. Yürümeye devam ettim.. Yürüdükçe onlar daha mutlu olmaya başladılar.. Koşmaya başladım kaçarcasına.. daha büyük ödülü vermek istediler; Sonsuzluğu.. Aldım en büyük ödülümü. Şimdi bakıyorum penceremden; sonsuz boşluklara..

5

Sorularla yüzleşemedim
Cevapları bulamadan
Benliğimdeki sen olabilmek..
belki de buydu anlatamadıklarım..
Tepki vermeden yaşayabilmekti
Amaçlardaki nedenlerim
Bendekilerdi sorular
Cevaplar sendeydi
Bulamadık kendimizi
Kaybolduk benliğimizde...

6

Sonsuzluk bugün yok
Karanlık yanımda değil
Sadece tatlı düşlerim
Sana dair günümde yanımda olan..

Belki bitecek kapıdan çıkıp
gidince yaşanmamış gibi sanki
yine sonsuz karanlık gelecek
yanıma düşsel gülüşlerinle ( 15.ocak.07 )

7

Son kez bu düşlerim
Sana dair düşüncelerim
Hayata dair gidişlerim
Benliğimdeki bu kayboluşlar
Senin için son kez..

Karanlıktaki aydınlıklar
Gelişlerimdeki boşluklar
Belki de son kez
Sarılıyorum düşünmeden
Sana dair düşüncelerimle..

8

Hep bir yerlerdeydik
Sona yaklaşan bir ruh gibi
bilinçsizce
Dolaştık sesiz insanların ruhunda
Hissetmediler bizi ruhlarında
Kendimize döndük başıboş
bir dilenci gibi..
Sokak çocuğu olabilir miydi ruhumuz
bizsizlikte..

9

Gelişmelerdi hep aklımdan geçen
Düne bugüne yarına dair..
Hiç gelişmedim büyüyemedim
Serzenişlerdeydim belki ama hiç duymadım..
Belki duyuramadım...
10

Küçük kız yakala hadi
Düşüyorum bak yavaş yavaş
Bir gülüşünle yaşarım belki
Bir gülüşünle gülerim haydi
Sırtını dönersen ölürüm..

11

İronik bir duygu bu
Düşsel bir gerçeklik
Sadece karanlığa dair

12

Kendi sonsuzluğumda varolan bir ışık
Salt düşünür boş bir beden
Sendeki aydınlığı yakalamaya çalışan ben
Tutkulardaki tutsaklığım
Yaşanmamış benlikler
Özetlenmeye çalışılan karalamalar..

13

Hiç olmayandan öte gidemeyen ben
Sadece düşlemsellikteyim
Kurtar beni ruhum

14

Belki de bir daha yaşanmayacaktı bu yaşanmışlıklar.. Belki bir daha göremeyecektik onu.. Ama hayatın bu sonsuz ve dipsiz karanlık sularında hep bir yerlerde arayacaktık. Zamanla unutacaktık belki gözyaşlarımız bile kuruyacaktı ve böyle olması gerekliydi bu sonsuzlukta.. Yoksa nasıl yaşardık ki..

15

Düşlemler içinde bir birikindiydik.
Kendi birikimlerimizde yaşardık umursamadan
Ama varoluşlarımızın hep bir farklı sebebi vardı kendi içimizde
Düne dair bakar, güne dair yaşardık umursamadan
Bilinçsizliğimiz bize hep bilinçli olmayı öğretirdi.
Salt yaşardık doyumsuzca bize, kendimize dair hayatları, hiç düşünmezdik - düşünmedik kaybettiklerimizi.. Hep kazandıklarımıza baktık..
Görmedik kendi içimizdeki boşlukları sadece başkalarını gördük, söylendik.. Söylemlerimizde kaldık.. Öğretilerimiz farklıydı, yetilerimiz yeterliydi bize göre ama kaybettik bilinçsizce. Tükettik tüm benliğimizi; sadece bakar olduk ama hiç göremedik..
16

Söylenmesi gerekenler üzüntüyle susuyor yine demli kadehler gibi yanımda, ama hiç bir şey bu kadar zor olmadı asla.. Sevgiliye söylenecek kelimelerden en zoru belki de bu tıpkı "seni seviyorum" der gibi.. Susmak mantıksız, konuşmak gereksiz, cümleler anlamsız kılıyor kendini.. Bu yaşamda verilecek sunulacak tüm yaşanmamışlıklar anlamsızca kaybetti kendini.. Kimsenin bir suçu bir günahı yok bu acılı oyunda.. Hepsini görerek, bilerek kaybettim..

Düşünme..
Yorucu bir kaç cümle ile geçen günün ardından yapılması gerekenler yarın sabah yine devam edecek.. Belki bu cümlelerde hiç olmadık belki bu bir aldatmaca ama merak etme her geçen dakika kendinle dans ediyor olacaksın sonsuz bir bakışla.. Hadi şimdi git sıcak bir şeyler al ve güzel, tempolu bir şeyler çal kendine, belki hayatın yükü böyle azalacak üzerinden..Ben mi hiç düşünme bile kendime dair söylenen bir kaç kelime ile savaşıyor olacağım ve belki sonra sana son bir cevap vereceğim..

27 Eylül 01:17:09

Kendine Kaçış..
Daha kapıyı yeni kapatmıştı ki çalan telefon sesini duydu. Uzun zamandır telefon böyle çalmamıştı, yine yanlış numaradır diye mırıldanarak kapıyı yokladıktan sonra indi merdivenlerden. Boş sokakları süzerek ilerlemeye devam etti, yüzüne soğuk bir rüzgâr çarptığında aklındaki düşünceler yine şahlandı, buğulu duygularıyla. Ya oysa.. Olamaz dercesine başını sallayarak devam etti yoluna sigarasını yakarak. Durağa geldiğinde sigarasını yarılamış o gün yapacağı işleri gözünde canlandırmıştı. Yine her zamanki ağır günlerden biri bekliyordu onu, ama hiçbiri bir ay önceki kadar ağır olamazdı, ne zaman aklına gelse midesine bir kramp girer, bakışları donuklaşırdı. Keşke yanında olsa yine bağırsaydı fakat ona sert cevaplar vermeseydim diye düşünürdü. Ama nereye kadar böyle karşılıklı üzüntüler yaşayabilirlerdi ki, hem ne hakları vardı ki birbirlerini üzmeye. Küçük şeyleri nasıl bu kadar büyütebildik derken içi daha fazla burkulurdu. Servise binip koltuğa uzandığında tekrar düşünmeye başladı, acaba şimdi o da kalkmış mıdır, kahvaltısını yapabil dimi boğazından bir iki lokma geçebil dimi diye mırıldandı. Sağına soluna bakındıktan sonra pencereden şehrin ilk ışıkları aldı gözünü. Kaç sabahı birlikte karşılamışlar, kaç geceyi beraber bitirmişlerdi ve şimdi kaç gündür yalnızdılar. Servisten inme vakti geldiğinde derin bir iç çekerek yerinden kalktı ve yerine giderek çalışmaya başladı. Tüm gün aklında o vardı devamlı her hareketinde onu düşünüyor ama bir kere bile aramaya cesaret edemiyordu. Hem arasa ne olacaktı ki, yeniden başlasalar geçmişi unutmaya çalışsalar gerçek mutluluğu bulabilecekler miydi diye düşünür, kendini kandırmaya çalıştığını hissederdi. İşi bittiğinde üzerini değiştirerek servise yöneldi ve yerine oturdu. Eve gitmek istemiyordu biraz yürüsem iyi olacak diye geçirdi içinden ve semtlerine girmek üzereyken indi servisten. Şoför her zamanki gibi bu dalgınlığa bir anlam veremedi delirmiş bu dercesine bir bakış attıktan sonra kapıyı kapatarak yoluna devam etti. Elini cebindeki sigara paketine götürüp içinden bir tane alarak derin bir nefes çekti. Artık kurtulmalıyım tüm bu yaşanmamışlıklardan kendimi kurtarmalıyım dedi, bu boş vermişlikten. Hemen bir telefon bularak iş yerindeki şefini aradı ve yarın işe gelmeyeceğini işi bıraktığını bir açıklama yapmadan söyleyerek telefonu kapattı. Hızlı adımlarla markete doğru ilerledi ve yiyecek bir şeyler ve bir şişe rakı aldıktan sonra hiçbir şey düşünmeden eve doğru ilerledi. Kapıyı açarak hemen mutfağa gitti ve elindekileri tezgâha bırakıp üzerini değiştirmek için odasına ilerledi. Uzun zamandır giymediği kumaş pantolonunu ve mavi çizgili gömleğini ütüleyerek giydi. İki kişilik güzel bir sofra hazırladı. İki kadeh, iki tabak, iki mum vardı sofrada. Kendi kadehini doldurup tabağına bir kaç parça bir şeyler koyduktan sonra, içinde uyku hapları bulunan şişeyi karşısında bulunan tabağın içine döktü ve tabağın yanında bulunan kadehin yarısını rakıyla doldurdu. Mumlardan karşı tarafa bakanı yakmadı ve yerine oturarak konuşmaya başladı.

Merhaba benim korkak ve karanlık tarafım. Bugün seninle yeni bir hayata adım atacağım. Her zaman kaçmak istediğim o büyük sonsuzluğa bugün gideceğim, her şeyi burada bırakarak yanıma hiçbir şey almadan sadece aciz ruhumla beraber gideceğim. Bugüne kadar birçok hata yaptım ve bunlardan kendime ders çıkardım ama derslerimi sanırım iyi çalışamamışım ve kaybettim, sınıfta kaldım. Ne zaman gülmek istesem çeşitli bahaneler buldun bana, ne zaman mutlu olmak istesem sorunlar çıkardın karşıma, vereceğim tepkileri bile bile hata yapmamı engellemedin, beni test etmeyi bildin ama sabrımın taşacağını bilemedin yâda taşması için elinden geleni yaptın. Bugün terk ediyorum burayı her şeyiyle, vereceğim bir şey kalmadan, almayı bilmeden. Her geçen gün üzülüp üzeceğime bir kere bunu yaşatmak daha mantıklı değil mi? ne de olsa mantık dünyasında yaşamıyor muyuz, o zaman neden mantıksız yaşamaya devam edeyim ki..
Kadehini bitirdikten sonra, karşı sandalyeye bir kez daha bakıp yerinden kalktı ve diğer tarafa oturarak konuşmaya başladı.

Merhaba benim cesaretli, güvenilir, her şeyi bilen ama paylaşmayı bilmeyen aydın olmaya çalışan tarafım. Bugün yanıma geleceğini, benimle tek güç olacağını ve yaptığın hataların benim suçum olduğunu söyledin. Evet, belki haklısın korktum, daha fazla kırılmaktan kaybetmekten bıkmış bir haldeyken her şeyi parçaladım. Ama unutma cesaretim senden geldi, ben tek başıma yapmadım. Bu yüzden beni suçlayamazsın benim kadar sende suçlusun ve bu suçun cezasını şimdi beraber çekeceğiz. Mantık benim olduğum yerde düşünülemez eğer bunu seçiyorsan bu zaten senin kendi kararındır. Birçok konuda olduğu gibi daha iyi anlamalısın ki seni cesaretin yıktı eğer bu kadar kendine güvenmeseydin elindeki birçok şeyi kaybetmezdin, az önce işini kaybetmen buna en güzel örnektir. Şimdi yanımda olmak tek bir ruh da yaşamak doğruyu bulabilmek için kararını kendin vereceksin.

Uzun zamandır planladığı ama hiçbir zaman yapamadığı şeyi sonunda yapmayı kafasına koymuştu। Tabakta bulunan hapları avucuna doldurduktan sonra ağzına götürdü ve kadehte bulunan rakıyla beraber bir dikişte bitirerek kadehi duvara fırlattı. Yerinden yavaşça kalkarak yanmakta olan muma son bir kez bakarak söndürdü ve yatağına giderek sessizce derin bir uykuya daldı..